sayfa içeriği
Mübahele Ayeti
28 02 2010

Mübahele Ayeti

Mübahele Ayeti
 
 
Quran cover.jpg

Mübahele Ayeti (Arapça: آية المباهلة), Âl-i İmrân Suresi'nin 61. ayetidir. "Mübahele" kelime anlamı olarak "karşılıklı beddua etme" demektir. Ayet;

"Sana gelen bunca ilimden sonra, yine de bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım." [1]

Konu başlıkları [gizle]
// Ayetin Nazil Oluşu [değiştir]

İslam peygamberi Muhammed, Necran Nasrani'lerini İslam'a davet ettikten sonra, Nasrani'lerin büyük alimleri, yanlarında yaklaşık 370 kişi ile Medine'ye geldiler. Amaçları Muhammed ile ilmi tartışmalarda bulunmak ve Muhammed'in söylediklerinin doğruluğunu ölçmekti. Yapılan tartışmalarda Muhammed, Nasrani'leri, Nasrani'lerin güvenilir kitaplarını kaynak göstererek yenilgiye uğrattı. Bu kitaplarda, "kendisinin geleceğine dair" alametleri alimlere bildirdi.

Nasraniler de zaten böyle bir bekleyiş içinde idiler. Onların inanışına göre de, gelecek olan peygamber deveye binerek (Mekke’de bulunan) Faran dağlarından zahir olacak, İyr ve Uhud (Medine’de) arasında hicret edecektir. Muhammed'in delilleri o kadar güçlüydü ki, Nasrani bilginlerinin Muhammed'in söylediklerinin ve yolunun "hak" olduğunu söylemekten başka çareleri kalmamıştı, ancak kabul etmediler. Bunun üzerine Allah;

"Sana gelen bunca ilimden sonra, yine de bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım." [1] şeklinde emretti.

Bu emir gereği, Muhammed, doğrunun yalancıdan ayırt edilmesi için Nasrani'lere mübahele (karşılıklı beddua) yapma önerisinde bulundu. Nasraniler de bu öneriyi kabullenip bu işin yarına bırakılmasını söylediler.

Mübahele Günü [değiştir]

Kararlaştırıldığı gibi, mübahelenin kararlaştırıldığı günün ertesi Nasranilerin hepsi yetmişten fazla kendi alimlerinin eşliğinde, Medine’nin çıkışında, Muhammed'in çok büyük ve kalabalık bir toplulukla onları yıldırmak ve korkutmak için geleceğini bekliyorlardı. Aniden Medine kalesinin kapısı açıldı ve Muhammed sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın ve ön tarafında ise iki çocuk olduğu bir halde gelerek Nasranilerin karşısındaki bir ağacın altında oturdular. Sadece beş kişiydiler.

Nasrani'lerin büyük alimi Oskof, mütercimlerden Muhammed ile gelenlerin kim olduklarını sordu. Mütercimler;

"O genç, O’nun damadı ve amcası oğlu Ali bin Ebu Talib’tir, O kadın O’nun kızı Fatıma Zehra’dır, O iki çocuk ise O’nun torunları ve kızının evlatları olan Hasan bin Ali ve Hüseyin bin Ali’dir." dediler.

Oskof bu durumu görünce Nasrani alimlerine şöyle dedi:

"Bakınız Muhammed nasıl da mutmain bir halde en yakınlarını, evlatlarını ve en çok sevdiği azizlerini mübahaleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Allah’a and olsun ki, eğer O’nun tereddüt veya korkusu olsaydı, asla onları getirmez ve mübaheleden vazgeçerdi veya en azından ailesinden olan azizlerini bu hadiseden uzak tutardı. O’nunla mübahele yapmamız, kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri’sinden korkmasaydım ona iman ederdim. Öyleyse O’nun isteklerini kabullenerek O’nunla anlaşıp kendi şehrimize dönelim."

Onların hepsi; “Söylediklerin sahih ve doğrudur” deyip Oskof'u tasdik ettiler. Daha sonra Oskof, Peygamber’e; “Biz seninle mübahele yapmıyor, anlaşmak istiyoruz.” dedi. Hazret de onların bu teklifini kabul ettiler.

Mübahele'den Vazgeçilmesi [değiştir]

Barış anlaşması Ali bin Ebu Talib’in eli ile yazıldı. Evrafi kumaşlarından, her kumaşın kıymeti kırk dirhem olmak şartıyla iki bin kumaş, bin mıskal altın ve bunların yarısının yani bin kumaş ve beş yüz mıskal altının Muharrem ayında ve diğer yarısının da Recep ayında verilmesinin gerekliliği yazıldıktan sonra her iki taraf da imzaladı.

Mübahele Ayeti'nin Önemi [değiştir]
  • Bu ayet, Muhammed'in doğruyu temsil ettiğini göstermesi açısından önemlidir. Eğer Muhammed doğru olmasaydı, tıpkı Nasrani alimleri gibi mübaheleden vazgeçmesi gerekirdi.
  • Bu ayette, "kadınlarımızı ve kadınlarınızı" bölümünde, "kadınlarınız" davetine Muhammed, Fatıma'yı uygun görmüştür. Burdan yola çıkarak Enes Bin Malik'den nakledilen şu hadisin;

"Alemlerdeki kadınların en iyisi dört tanedir: İmran kızı Meryem, Mezahim kızı Asiye, Hüveylid kızı Hatice ve Muhammed kızı Fatıma." [2] "Muhammed bu dört kadını alemlerin en iyi kadınları olarak saydıktan sonra Fatıma’yı hem dünyada, hem de ahirette diğer üçüne üstün kılmıştır." [3] doğruluğunu ispatlamaktadır.

  • Bu ayette, "nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım" bölümünde, Muhammed, Ali'yi "kendi nefsi" olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla İbn-i Abbas'tan nakledilen, şu gibi;

"Ali bendendir, ben de O’ndanım; O’nun eti benim etimden ve O’nun kanı benim kanımdandır; O bana nispetle Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir. Ey Ümmü Seleme! Duy ve şahit ol ki, bu Ali, Müslümanların seyyidi ve efendisidir." [4] hadislerin doğruluğunu ispatlamaktadır.

Ayrıca bakınız [değiştir] Dipnotlar [değiştir]
  1. ^ a b Kuranı Kerim
  2. ^ Ahmed bin Hanbel, Müsned; Hafız Ebubekir Şirazi, Nüzul’ul-Kur’ân fi Ali
  3. ^ Hatip, Tarih-i Bağdat
  4. ^ Hanefi olan Süleyman Belhi “Yenabi’ul- Mevedde” kitabının 7. babında, Abdullah bin Ahmed bin Hanbel’in “Zevaid-i Müsned"

8
0
0
Yorum Yaz
BSG Gazete ecep Tayyip ERDOĞAN BSG QNET PROMOSYON QNET PROMOSYON